Düşünce kalkmayı bilmek gerek
Yarın 10 günlük (hayatımda hiç yapmadığım kadar) uzun bir tatile gidiyorum, fakat bu aralar başımdaki aksilikler gırla…
Canımın bu denli sıkıldığı dönemlerde profesyonel yaşamımdaki performansım düşmesin diye kendimi, hayatımdaki bazı şeylerden geri çekiyorum. Blogum da bunlardan bir tanesi oldu ve bir süredir güncelleyemedim.
Hem içimi dökeyim, hem de Pazarlama konusunun dışında da olsa bir şeyler paylaşayım istedim bu sefer sizinle…
Bu içinde bulunduğum süreçte beni en çok üzen olay, motosikletimin motorunun, oluşan bir arızadan ötürü yanması oldu.
Halihazırda başka konularla uğraşırken, hayattaki en büyük zevklerimden bir tanesinden -hem de tam yazın başında- mahrum kalmak beni o kadar üzdü ki, uzun süre kendime gelemedim.
Bu süre içerisinde FF Riders‘daki arkadaşlarımın destekleri bana büyük güç verdi.
Fakat esas silkelenmeyi Salı akşamı yaşadım. Anlatayım…
İş sonrası arkadaşlarımla buluştum ve eve dönüş yolunda bir otobüse bindim. Otobüs, o eski turuncu, kalantor ve aşırı gürültülü körüklülerden…
Bindim ve aklımda bin türlü düşünceyle hemen ilk gördüğüm yere oturdum. Bir süre bu şekilde geçti, telefonla konuştum, camdan dışarı boş boş baktım…
Esentepe civarındaki bir otobüs durağına yaklaştığımızda karşımda oturan adam inmek için harekete geçti ve o ana kadar dalgınlıkla farkına varmadığım bir şey gözüme çarptı; adamın iki bacağı yoktu.
Ben durumun farkına varıp, üzerimdeki şaşkınlığı atlatıp yardım için ayağa kalkana kadar ise otobüsten neredeyse inmişti.
Hiç bir tepki veremeden, öylece kalakaldım.
Ve kendi kendime dedim ki; dert ettiğin şeylere bak!
Biraz düşününce, adamın durumunu önceden orada fark etmeyişimin sebebinin, o güçlü ve vakur oturuşu olduğunu anladım. Sıradan bir insandan daha farklı bir enerjisi, duruşu ve bakışı yoktu hayata karşı -hatta belki fazlası vardı. Mecidiyeköy’ün orta yerinde, engelliler için hiç bir şeyin düşünülmemiş olduğu bir ortamda hayatta kalmayı çok iyi başarmıştı. Kimseden yardım beklemeden, kimseden bir şey istemeden…
Kendimi bulunduğu konumda düşünmeye cüret bile edemezken bu insanın bugün hala mücadelesine devam ettiğini bilmek…
Üzüyor, ama aynı zamanda gurur da veriyor, umut da…
Başımıza hep iyi şeyler gelmeyecek. Hatta, bazen bundan daha kötüleri de olacak.
Kolaylıkla baş edebileceğimiz mücadeleler içerisindeyken alınan yaraların adı “tecrübe” olmalı.
Ve şöyle demeli; tecrübelerim, sağlığım ve sevdiklerim yanımda olduktan sonra, herşeyin daha iyisini yaparım.
Düşüp düşüp kalktığınız, fakat sonunda yüzünüzde kocaman gülümsemeler beliren günler dilerim


Nefesim kesildi, gözyaşlarım iniverdi, teşekkürler yazdığın ve paylaştığın için. Arada sırada bilemediğimiz nedenlerle evren bizlere böyle örnekler göstererek dersler veriyor sanırım.
Sevgi ve ışıkla kal…
Anlamlı bir keşif olmuş, tekrardan büyük geçmiş olsun.
Yazıp bitirince az daha siliyordum, “bana kalsın” dedim içimden, sonra yine boşverdim ve “yayınla” butonuna bastım.
Amacım kendime motivasyondu, sizi de mutlu olmaya teşvik ettiyse ne güzel…
sadece kendine olmamış o motivasyon. bazen kendimize bu motivasyonları yaratmamız gerekiyor. teşekkürler Eren. Sadece kendine saklamadığın ve beni de uyandırdığın için
Senin zaten maşallahın var Burcu, aman diyeyim uzak olsun sana
Ayakkabım yok diye üzülüyordum ta ki ayakları olmayan bir insan görene kadar. Bu atasözü (Arap sanırım) cuk otururmuş yazına.
Hasan, bugüne dek hiç duymamıştım bu atasözünü, ama şu an üçüncü sefer oldu duyuyorum
Bu atasözü bir şekilde tırmalıyor kulağımı, korku faktörü var gibi sanki içinde. Umarım ben de yazıda aynı etkiyi yaratmamışımdır.
Değer yaratan paylaşımın için kendi adıma teşekkür ediyorum, farkındalık kelimesine çok takıldığım bu günlerde, yaşadıklarını hissettim.
Aldığım eğitimlerden birinde derinlere dalmamızı kolaylıkla sağlayan bir hocam, “doğum ve ölüm omuz başlarımızda oturur” demişti, çok tartışmıştık ve ben çok düşünmüştüm üzerinde.
Giderek daha iyi anlıyorum ve her niyetimde öncelikle şükrediyor ve yaşadığım an’a odaklanıyorum.
Sevgiyle,