Mirasımızı iyi pazarlayamıyoruz…
Beni bu yazıyı yazmaya iten şey ise kendi çektiğim fotoğraflara tekrar bakmam oldu. Özellikle Atatürk ile ilgili yerlerde çektiğim fotoğraflara bakınca, orada bizzat bulunurken yaşadıklarımdan daha farklı hisler yaşadım. Kısaca söylemek gerekirse, fotoğraflarla yalnız başıma kaldığımda, mekanın kendisinde bulunmaktan daha fazla etkilendim.
Örneğin, Ata’nın hastalığı nedeniyle 23 Nisan kutlamalarına katılamadığında bahriyelilerin sarayın önüne gelmesi ve Ata’nın onları izlediği yer, Ata’nın vefat ettiği oda, silah arkadaşlarının ve kendisinin bulunduğu bir resim, 09.05′te duran masa saati…
Bunun nedeninin isteksiz, suratsız ve amatör tur rehberleri olduğunu anladım. Şiirsellikten uzak, bitse de gitsek dercesine önemli detaylardan arındırılmış hızlı anlatım, iniş çıkış olmayan düz bir ses tonu ve yanlış Türkçe kullanımı gözüme çarpan şeylerden biriydi -ki zaten bende hevesimi kaybedip anlatılanları dinlememeyi tercih ettim.
-Tur rehberlerinde güleryüz, daha detaylı ve şiirsel bir anlatım, ses tonunda ve anlatım hızında iniş çıkışlar
-Mekanlardaki yaşanmış olayları uygun bir müzik eşliğinde aktarma. “Bu saat 09.05′te durdu.” deyip savuşturmaktansa, konuyu derinleştirmek ve akıcı bir senaryo haline getirmek
-Yalnız dolaşmayı tercih eden ya da ağır işiten kimseler için mekanların hikayelerini içeren levhalar konulması
-En önemlisi de sunumdaki bütünlük. Kimse Padişahların yaşamını dinlerken Atatürk’e, Atatürk anlatılırken valide sultan’ları dinlemek istemez, sunumdan kopmamak için bir bütünlük arar.

